Güneye doğru yaptığım yolculuklarda mutlaka otoyoldan çıkıp, bir koşu Tire’ye uğrayıp hasret gideririm. Onun için İzmirlilere de kısa tatillerde bu şirin kasabayı ziyaret etmeyi önereceğim. Tire’ye Bizans tarihçisi Pachmeres “Keşişler Yöresi” demiş. Evliya Çelebi “Şehr-i Muazzama” demeyi uygun görmüş. Katip Çelebi ise “Eski Taht Şehri”ni yakıştırmış. Aydın Vilayeti Salnamesi’nde Tire için “Ulemalar Yatağı” başlığı açılmış.

Bir solukta kavuşacağınız Tire’nin eski sokakları görülmeye değer. Ben her seferinde başka bir güzellik keşfediyorum. Güre dağlarına yaslanmış olan bu dar sokaklardaki ağaçlar da evler kadar eski. Bu ağaçlar asırlar boyu bu sokaklardan gölgelerini eksik etmemişler. Osmanlı kaynaklarına göre bu daracık sokaklarda Rumlar, Museviler, Acemler, Müslümanlar kavgasız, dövüşsüz yan yana yaşayıp gitmişler. Bunun kanıtı olan kiliseler, havralar, camiler hala durmakta.

Eğer önerime uyup Tire’ye giderseniz camileri görmeden sakın dönmeyin. Büyük çoğunluğu 15. yüzyıla ait olan camilerin gerek kubbelerinde, gerekse minarelerinde tuğla işçiliğinin en güzel örneklerini görebilirsiniz.

Size bir de lezzet durağı önereceğim. Burası, Tire’nin 5 kilometre tepesinde, Kaplan Köyü’ndeki Kaplan Restoran. Lütfü ile Hürmüz, burada çevre otlarından yaptıkları yemeklerle, damaklarda unutulmaz tatlar bırakıyorlar. Tabii Tire köftesini de ihmal etmemek gerek. Tüm bu lezzetlere Küçük Menderes Ovası’nın uçsuz bucaksız manzarası eşlik ediyor.

Eğer yerel tatların meraklısıysanız dönüşte tatlı, tuzlu lor, tuzlu çökelek, karadut reçeli ve ünlü Tire sucuğunu almayı ihmal etmeyin.

ALTERNATİF: Eski Foça, Bergama, Çeşme Dalyanköy’de balık.

PAYLAŞ