Eğer Kars’a giderseniz, daha da Doğu’ya doğru 45 kilometre gidip Türkiye’yi bitirmelisiniz. Çünkü burada, altı buçuk yüzyıldan beri oturulmayan bir hayalet kent vardır. Burası bir zamanlar Ermeni Bagratuni Krallığı’nın başkentidir.

Daha önce bir Ermeni kale kasabası olan Ani, Kral III. Aşot’un hükümet merkezini Kars’tan buraya taşımasıyla önem kazanmıştır. Aşot’tan sonra tahta oturan I.Gagik, Ani’nin etrafını saran surları güçlendirmiş, kenti saraylar, kamu binaları, kiliseler ve muhteşem katedrallerle süslemiştir.

Savaşlarla el değiştiren Ani, her seferinde biraz daha yıkılmıştır. Büyük darbeyi ise 1319 yılındaki deprem vurmuştur. Yerle bir olan Ani’yi halk yavaş yavaş terk etmiştir. Ani’deki en son yazı 1348 tarihini taşır. Bu tarihten sonra şehrin üstüne bir sessizlik çökmüş, unutulup gitmiştir. Ta ki, 19. yüzyılda Batılı gezginler tarafından keşfedilene kadar. İngiliz gezgin Wilbraham, 1837’de Ani’yi gördükten sonra şunları yazmıştır: “Babil’in biçimsiz tümsekleri iskelete benziyor ama terk edilmiş Ani şehri, nefesi kesildiği halde yaşıyormuş gibi görünen bir cesedi andırıyor.”

Batı tarafı yüksek surlarla çevrili olan kentin Doğusunda Arpa Çay’ın aktığı derin vadi bulunur. İşte bu vadi, Türkiye ile Ermenistan’ı birbirinden ayırır. İki ülke arasındaki mesafe öylesine yakındır ki, bir taş atsanız karşıdaki ülkeye düşer. Bu vadiyi gören bir yıkıntının üstüne oturup, uzaklardaki yüce dağlara bakmak, Ani’nin sessizliğini dinlemek, geçmişi düşlemek, Ermenistan’ı seyretmek insanı bir başka boyuta taşır.

PAYLAŞ