Her kentin ‘temel taşları’ vardır. Onlarsız o kentin tadı tuzu olmaz. Kimi kentin simgesi, kimi damak tadı kimi de eğlencesidir. Onların sayısı azaldıkça kentin görüntüsü bozulur, neşesi kaybolur. Bu özel sayıda sizlere, yeme-içme konusunda İstanbul’un ‘temel taşı’ olmuş mekanlarından bahsedeceğim. Adı geçen mekanların çoğu 40 yaşın çok üstünde. Yani yarım asırdan beri İstanbullular’a hizmet ediyorlar. Bunların birçoğunu belki biliyorsunuz, bazılarının adını da ilk defa duyacaksınız. Size önerim, bu isimleri alt alta yazıp, zaman buldukça oraların keyfini çıkarın, lezzetlerinin tadına bakın. Listeyi bitirdiğiniz zaman kendinizi daha çok İstanbullu hissedeceğinizden emin olabilirsiniz.

  • Sıralamaya Çiçek Pasajı ile başlıyorum. İstanbullular’ın çoğu gibi içkiyle ilk tanıştığım bu mekanla ilgili o kadar çok anım var ki, onlar başka yazıların konusu olacak. Hala ayda bir buram buram kızartma, rakı ve bira kokan bu güzel mekana gidip, anılarımı tazelerim.
  • Pasajdan bahsederken, İstanbul’un içki tarihinde önemli bir yeri olan Cumhuriyet Meyhanesi’ni anmadan geçmek olmaz. Onun masalarında yapılan edebiyat sohbetlerine, sarhoş muhabbetlerine az mı şahit oldum!.. Buralarda anıların peşinde koştururken Nevizade Sokağı’nı da unutmamak lazım. Meze, sohbet cenneti bu sokak şimdiden İstanbul’un tarihindeki yerini aldı.
  • Biraz ileride, Asmalımescit’teki Refik, Yakup İstanbullular’ın vazgeçilmez mekanlarını oldu . Bu iki mekanda yediğim mezelerin, içtiğim içkilerin tadını nedense bir başka yerde bulamam. Ama Beyoğlu Belediyesi’nin anlamsız tutumu yüzünden bu güzelim semtin cazibesini kaybedeceğinden korkuyorum.
  • Söz içkili yerlerden açılmışken, İstanbul’un bu konudaki diğer simgelerini de sıralamak gerekir. Örneğin: Zincirlikuyu’ya kurtların indiği dönemde açılan Despina, semt binalarla işgal edilince tasını, tarağını ve müşterilerini toplayıp Kurtuluş’a taşınmıştı. Özellikle yaz akşamları Despina’ya uğramayı asla ihmal etmem.
  • Bir başka önemli mekan da, Samatya’daki Kuleli Meyhanesi’dir. Samatya meyhanelerinin en eskisi olan Kuleli’de, birçok İstanbullu gibi benimde birçok anım var.
  • Yedikule’deki Safa da, tam 68 yıldan beri lezzetli mezeleriyle müşterini mutlu etmeyi sürdürüyor.
  • Meyhanelerin arasında gezinirken, ünlü Kumkapı semtini Kumkapı yapan Kör Agop’un yerini asla unutmamak gerekir. Özellikle yaz akşamları, fasıl eşliğinde içtiğim içkilerin sesi ve tadı, kulaklarımda ve damağımdan asla silinemez.
  • Bebek Otel’in barı, benim en favori barlarımın arasında baş köşeyi süsler. Denizin üstündeki terasından, Boğaz trafiğini seyrederek içkiyi yudumlamanın keyfi bambaşkadır. 35 yılı aşkın bir süreden beri İstanbullular’a hizmet eden bu bar, Time dergisi tarafından dünyanın en iyi 50 barı arasında gösterilmişti.
  • İstanbul’un ‘temel taşları’ arasında lokantalar önemli rol oynar Beyoğlu Sakızağacı’ndaki Ağa Restaurant, neredeyse 93 yıldan beri lezzetinden taviz vermeden işini sürdürüp gidiyor.
  • 1943 yılında Macar Judith Krischanovski ve Beyaz Rus kocası tarafından açılan Ayaşpaşa’daki Rus Lokantası, İstanbullular’ı yabancı mutfaklarla tanıştıran ilk mekanlardan biri. Tam 70 yıldan veri sessiz sedasız Rus mutfağının en lezzetli yemeklerini müşterilerine sunar. Belli bir yaşın üstündeki hemen her İstanbullu bu lokantadan haberdardır.
  • Bir başka önemli lezzet durağı da, Beyoğlu Sakızağacı’ndaki Hacı Abdullah. 1888 yılından beri çeşitli mekanlarda geleneksel Türk Yemeklerini sunan Hacı Abdullah, Türkiye’nin en eski lokantalarından biridir. Her gün 100 çeşitten fazla yemeğin piştiği bu lokanta, midesine düşkün tüm İstanbullular’ın en favori lokantası.
  • Yine İstiklal Caddesi üstündeki Hacı Baba, zeytinyağlı yemekleri ve köfte çeşitleri işe önemli lokantaların arasında yer alır.
  • İlk lokanta Fatih’te açılmıştı. Sonra onu Etiler’deki ikinci lokanta izledi. Şimdi Etiler ve Nişantaşı’nda lezzetli yemekler sunuluyor. Hünkar’ın mutfağında Türk mutfağının en önemli yemekleri pişiyor. Hangisini seçmeniz konusunda sizlere yardımcı olamayacağım. Çünkü hepsi birbirinden lezzetli.
  • İstanbul’un ilk kebapçılarından biri olan Hacıbozanoğlu, artık Bakırköy’de, E5 karayolu üstündeki büyük ve modern binasında hizmet veriyor. Urfa mutfağının en önemli temsilcilerinden biri olan restoran, kebaplarının lezzetinden yarım asırdan beri hiç taviz vermedi. Hele gençlik yıllarında içtiğim Ezo gelin çorbası, hala o günlerde olduğu gibi damakta unutulmaz tatlar bırakıyor.
  • Türk mutfağının en önemli temsilcilerinden biri olan Borsa, hem Harbiye’de hem de Kandilli ve İstinye Park şubelerinde lezzet üretmeye devam ediyor. Kandilli’de, Adile Sultan Sarayı’nda lezzetin yanı sıra muazzam bir İstanbul manzarası da sunuyor. Harbiye’de Kongre Merkezi’nin altındaki restoran ise artık klasikleşti.
  • İstanbul’un simge lokantalarını sayarken, Beyti’yi asla unutmamak gerekir. 1945 yılında Küçükçekmece’de başlayan lezzet yolculuğu, şimdi Florya’daki yeni yerinde sürmektedir. Beyti Güler, yılların verdiği tecrübeyle, yerlisi yabancısı tüm müşterilerine etin en lezzetlisini sunamaya, bıkmadan usanmadan devam etmektedir.
  • Üsküdar’daki Kanaat Lokantası da, kentin en önemli lezzet durakları arasında yer alır. 1933 yılında beri kalitesinden taviz vermeden, Türk mutfağının en güzel yemeklerini sunmayı sürdürmektedir. Eğer yolunuz düşerse, elbasan tava ile Özbek pilavını yemeyi aman unutmayın.
  • Yine Eminönü’nde, Mısır Çarşısı’nın girişindeki Pandeli, adını İstanbul’un simgeleri arasına yazdırmayı hak ediyor.
  • Kapalıçarşı’nın Nuruosmaniye kapısının tam karşısındaki Tarihi Subaşı Lokantası da, yarım aşırı geçkin bir süreden beri müşterilerine lezzetli yemekleri sunuyor. Buranın Kokoreç Sarması (Sadece Mart ayında hazırlanıyor.) ile İslim Kebabını (Sadece Salı günleri hazırlanıyor.) bir yiyen bir daha unutmuyor.
  • Sultanahmet Köftecisi’nde köfte ve ardından irmik helvası yemek vazgeçilmez bir alışkanlık haline geldi.
  • Fatih’te, itfaiyenin sırasında, 56 yıldan beri en lezzetli pideleri yapan Karadeniz Pidecisi de bu listede bulunmayı hak ediyor.
  • Konu İstanbul olur da simgeler arasında balıkçı lokantası olmaz mı? Bunlar çoğunlukla Boğaz’ın kıyısındadırlar. Tarabya’da yıllardan beri aynı kaliteyi sunan Filiz Restaurant, Set Balık, birer klasik olan Hristo ve Kıyı, Kireçburnu’ndaki Ali Baba Restaurant, Perşembe Pazarı’nda 70 yıldan beri müşterilerini ağırlayan Tarihi Karaköy Balıkçısı, Büyükada’da Milto Restaurant, yaşı yarım asrı geçmiş tüm İstanbullular’ın anılarında yerini alır.

Yazıyı bitirmeden önce:

  • İçkiyi kaçıranların son durağı Lale İşkembecisi’ni,
  • Lokumları ve şekerlemeleri ile bir asrı geçkin bir süreden beri İstanbullular’ın ağzını tatlandıran Ali Muhiddin Hacı Bekir’i,
  • Kadıköy’deki Baylan Pastanesi’ni,
  • 78 yıldır damakları çatlatan lezzette tatlılar sunan Saray Muhallebicisi’ni,
  • Yine bir asırdan beri en lezzetli börekleri yapan Tarihi Sarıyer Börekçisi’ni,
  • İstanbul’un baş kahvecisi Kuru Kahveci Mehmet Efendi’yi de simgeler listesinde saymakta yarar görüyorum.

Yazının başlangıcında da söylediğim gibi adını saydığım bu işletmeler, yarım asıra yakın bir zamandan beri İstanbullular’a hizmet veriyorlar, sanırım bir o kadar yıl daha hizmet vermeyi sürdürecekler. 40 yaşın altında olanları bu listeye koymadım. Eğer adını anmayı unuttuğum mekanlar varsa onlardan özür dilerim.

 

50 yıl sonra da kalacak olanlar

9 Ece Aksoy, Pelit Pastanesi, Beyaz Fırın, Köşebaşı, Ambassadeurs, Bebek Balıkçısı, Nevizade Sokağı, Hamdi Et Lokantası, Çiya Sofrası, North Shield barları, Marmara Cafe, Rumeli Köftecisi, Develi Kebapçısı, Bambi Dönercisi, Şampiyon Kokoreç, Yakup Restoran, Victor Levi Şarap Evi, Feriye Lokantası, Bebek Kahvesi, İsmet Baba, Köfteci Recep Usta (Çengelköy), Günaydın Et Lokantası, Leonardo (Polonezköy).

PAYLAŞ