Uluabat Gölü’nün sessiz balıkçıları

İkinci günün sabahı, puslu bir havada ikinci göl olan Uluabat’a doğru yola çıktım. Anayoldan ayrılıp köy yollarına sapmış, güzel yerler görmek, güzel fotoğraflar çekmek için “pür dikkat” kesildim… Yollarda hep yalnız insanlara rastladım; Sürülerinin başında bekleyen çobanlar, bir köyden diğerine yürüyenler, traktörle toprağı sürenler, bir ağacın altına oturmuş etrafı seyredenler… Sonra insanımızın ne kadar az kelime ile konuştuğu yolunda yaptığımız eleştiriler aklıma geldi. Bu, konuşmayan, yalnız insanları görünce, çok kelime bilmenin ne işe yarayacağını düşündüm.

Uluabat kasabasından göl kıyısına doğru sapıp, sazlıkları yukarıdan gören toprak bir yoldan, köylünün işaret ettiği yere doğru ilerledim… Bir saate yakın araba kullanmış ama kargayı ve sığırcığı kuştan saymazsanız hiç bir kuşa rastlamamıştım… Rüzgarlı üşütmeyen bir havada, güneş, tırım tırım beyaz bulutların arkasına saklanmıştı. Mazdamı manzaralı bir yere çekip, bagajdan malzemeleri çıkardım. Suyumu kaynatıp, kahvemi yaptım, eğilip doğrulan sazlıkları seyrederek yalnızlığın tadını çıkarttım.

Poz vermeyi seven köy: Gölyazı

Oradan ayrılıp, göl kıyısında tur atarken “Gölkıyı” tabelasını gördüm… “İşte doğru adresi buldum” dedim içimden… Uluabat Gölü’nü anlatan fotoğrafların çekildiği köyü bulduğumu sandım; Arkada küçük bir adanın yeraldığı, ağaçların altına sıralanmış rengarenk kayıkların göründüğü fotoğrafları çekmeyi aklıma takmıştım. Ama ne gezer. Kısa bir turdan sonra yanlış adreste olduğumu anladım. Kıyıda kırık dökük bir iskele, bir kaç eski kayık, kayıkların yanında yüzen ördekler, kumsalda kumlara şekil çizen bir çocuk… Bunların hepsinin yer alacağı bir karenin, güzel bir fotoğraf olacağını düşünmüştüm ama, arabadan inmemle binmem bir oldu. Çünkü bütün köyün köpekleri dişlerini çıkarmış, bana hamle yapmak için fırsat kolluyorlardı.

Daha sonra arkamda köpek sürüsüyle köyü terk ettim…

Aranan Adres

Sonunda sora sora aradığım adresi buldum: Gölyazı veya eski adıyla Apolyont. Gerçekten de rengarenk kayıklar ağaçların altına çekilmişti… Göl balıkçıları, sazan ağlarını onarmaya koyulmuşlardı… Sahildeki işimi bitirip, köyün iç kısımlarına girince, gördüğüm güzellikler karşısında şaşkına döndüm… Daracık sokakların kenarlarına sıralanmış, pencerelerinin önüne teneke içinde sardunyalar konmuş, aşı boyalı evleri hayran hayran seyrettim. Bir de, her önüme çıkanın, “hoş geldiniz” demesine sevindim. Gölyazı’yı, fotoğraf çekmeye meraklı olan herkese öneriyorum.

Bakkaldan aldığım ekmek-peynirle karnımı doyurduktan sonra, küçük köyün her sokağına dalıp bol bol fotoğraf çektim. Turkuvaza boyanmış kapılar ve pencere pervazları, üst üste yığılmış balık ağları, mora çalan mavi ile boyanmış cami kubbesi, sürüler halinde geçen ördekler ve onların uçtuğu istikametten gelen tüfek sesleri… Tüm bu güzellikleri bir fotoğraf karesinde donduramamanın telaşını yaşadım.

İkinci günü bitirip Bursa’nın kalabalığına döndüğümde köy görüntüleri hala gözümün önünden gitmemişti.

PAYLAŞ