Mazda ile yeni yolculuğuma cuma sabahı başladım. Orhangazi’den, hedefteki ilk göl olan İznik’e saptım. Yolun bir kenarında, yeşil zeytin ağaçları sıralanmıştı. Diğer kenarda ise püsküllü sarı sazların salındığı göl manzarası görüntüye girmişti. Arada bir göze çarpan asma kütükleri, meyve ağaçları ve yabani incirler, bütün süslerini takıp takıştırmıştı. Birkaç kerkenez kuşu, sazların üstünde süzülüp ya bir kurbağa ya bir balık veya bir başka avın peşine düşmüşlerdi. Ve çevreye, kuş seslerinin bile duyulmadığı bir sessizlik hakim olmuştu. Mazdam, tüm bu güzelliklerin arasında, telaşsız, akıp gidiyordu.

İznik’e sahilden giriş yaptım… Şöyle göle doğru bir kahvede, bacaklarımı uzatıp sabah çayı içmeyi düşlemiştim… O saatte etraf sessiz, gölün üstü çarşaf gibi kıpırtısızdı.

Çay faslından sonra, sahili şöyle bir boydan boya dolaşıp, İznik’in içlerine daldım… İ.Ö 300 yıllarında kurulan o zamanların en önemli kenti, şimdi ansiklopedilerde hakkında en uzun maddelerin yazıldığı bir ilçe olmuştu. Birinci İznik Konsülü gibi önemli toplantılara ev sahipliği etmiş, Osmanlı’nın bir dönem başkenti olmuş, seramikleriyle dünyaya nam salmış böylesine önemli bir merkezin şimdilerine bakınca, insanın geçmişte yaşananlara inanası gelmiyor… O görkemli İznik’ten şimdiye taşralı bir kasaba kalmış.

Daha sonra ilçeyi çevreleyen surların Lefke Kapısı’ndan çıkıp, Abdülvahap Efendi’nin türbesinin bulunduğu tepeye tırmandım. İznik’in kuşbakışı görünümünü daha da sevdim: Yeşil zeytin ağaçları, evler ve göl.

Ayasofya’nın ve surların bir kaç kare fotoğrafını çektikten sonra yoluma devam etmiştim.

Gemlik’te Balık Ziyafeti

Bu kez gölün diğer yakasından, Gemlik istikametine doğru saptım. Öğle yemeğini Gemlik’te yemeği planladığım için, ilçeyi pas geçmiş, deniz manzaralı bir yoldan, Armutlu istikametine doğru ilerlemeye başladım… Tam bir serseri mayına benzemiştim. Önüme çıkan her köy yoluna sapmış, deniz kıyılarını, çocukların oynadıkları ara sokakları dolaşmış, kimsenin olmadığı yollarda, tek başına Mazdamı kullanmanın keyfini çıkarmıştım. Kıyıdaki yazlıkları gördükçe, yaz aylarında bu yollarda çeşitli kabusların yaşandığını düşledim.

Kumla, Karacaali, Narlı, Kapaklı, Fıstıklı, Armutlu… Haritalarda adlarına rastlayamayacağınız bu köyler, Gemlik’ten itibaren denizin kıyısında bu sırayla yer almışlardı…

Gemlik’te Boksör’ün yerinde, hem yorgunluğumu giderdim hem de bir güzel balık ziyafeti çektim. Birinci günün sonunda, Bursa’daki otel odamın balkonundan etrafı seyrederken günü yeniden gözden geçirdim

PAYLAŞ