Dar uzun bir mekan. Bembeyaz örtülü dörder kişilik masalar peş peşe sıralanmış. Duvarlarda ev mutfaklarındaki tabak rafları var. Rafların kimine rakı şişeleri, kimine tabaklar sıralanmış. Onları seyrederken, yıllar öncesindeki mutfağımızı anımsadım nedense. Biraz ilerideki duvarda kadın portreleri asılı. Cumhuriyetin ilk kadın yöneticileri bunlar. Tam ortalarında Latife Hanım’ın portresi duruyor. Latife Hanım’ın karşısında ise Atatürk’ün çok yakışıklı bir fotoğrafı asılı. Sanki bakışıyorlar.

Karşıdaki duvarda Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” başlıklı şiirinin yer aldığı bir pano yer alıyor. Ve arkada 45’lik plaklardan yükselen Türk Sanat Müziği.

Size, Beyoğlu Bekar sokaktaki yeni meyhaneyi tanıtmaya çalışıyorum. Adı “Latife Hanım”. Evet bildiniz, Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın adı bu. Girişimciler, “Cumhuriyet Kadınları” için açtıkları bu mekana, en çok bu adın yakışacağını düşünmüşler.

Tarihi yapıda yer alan meyhane üç katlı. Her katı da aynı güzellikte. Giriş katında bir de yaz bahçesi var. Sıcak havalarda keyifli oluyormuş. Kış günleri ise sigara tiryakilerinin hizmetine giriyormuş bu küçük bahçe. İçeri adımınızı attığınızda Paris’te veya Roma’da, küçük bir lokantaya girdiğinizi sanıyorsunuz.

Mezeler, eski bir ahşap dolabın içine monte edilmiş camekanda sergileniyor. Bütün meze sergileri gibi rengarenk ve iştah açıcı. Meze camekanın hemen yanında küçücük bir “Kıbrıs Market” var. Raflarda, Kıbrıs’tan gelen özel yiyecekler sergileniyor. İsterseniz satın alabilirsiniz.

O2A2755

Bu Kıbrıs merakı da nereden geliyor diyecek olursanız, iki patrondan biri Kıbrıslı. Ülkesinin lezzetlerini bu meyhane aracılığı ile tanıtmaya niyetlenmiş. Diğer ortak ise Mardinli. Ama görüldüğü kadarıyla onun böyle bir telaşı yok. Halbuki Mardin mutfağında lezzetli rakı mezeleri olduğunu ben biliyorum.

Masaya oturduğumda, meyhanenin duvarlarında Zeki Müren’in sesi yankılanıyordu. O muhteşem ses, şarkılarıyla insanı alıp başka bir boyuta taşıyordu. Ben gençliğime gittim, siz nerelere giderseniz bilemem. En güzel anılarımı bir kez daha kendimle paylaştım. Pikabın üstüne bazen Müzeyyen’in, bazen Abacı’nın, bazen Münip Utandı’nın, bazen de Münir Nurettin’in 45’likleri konuyormuş. Hangisi olursa olsun, şarkıları insanı gönülden yakalayan sanatçılar. Cuma ve cumartesi akşamları ise mikrofonsuz canlı müzik var. Hüzzamlar, nihaventler keman eşliğinde söyleniyor. Kulakları tırmalamadan, sohbetlere limon sıkmadan.

Meze bol ve lezzetli. Ne topik, ne lakerda ne de çiroz unutulmuş. Tepsi önünüze gelince neyi alacağınızı şaşırıyorsunuz. Bir ipucu: Peynirli rezeneyi aman ihmal etmeyin. Rakının yanına çok yakışıyor. Kıbrıslı mezelerde tepside önemli bir yer tutuyor. Ceviz, karpuz macunu, özel hellim peyniri, Gabber turşusu, Çakıstes, karayağ, renga, kaz ayağı.

Ara sıcaklarda ıspanak kökü damakta değişik tatlar bırakıyor. Ahtapot ızgara ise adeta pamuk gibi. Latife Hanım usulü ciğeri ihmal etmemenizi öneririm.

Ben meyhanede ana yemek pek yemem. Çatalım ucuyla mezeleri didikleyip dururum. Ama midem kazındı, illaki bir şeyler yiyeyim diyenlerdenseniz, asma yaprağında levreği deneyebilirsiniz. Izgara köfte de iyi bir seçenek. Değişik tatların peşinde koşturanlardansanız, size Kıbrıs’ın ünlü “Şeftali Kebabı”nı önereceğim. Garsonların anlattığına göre bu kebabı ısmarlayanlar, önlerine şeftali ile yapılmış bir yemeğin geleceğini sanıyorlarmış. Hiç alakası yok. Bu kebap ilk kez,“Şef Ali” diye birisi tarafından yapıldığı için bu adla anılmış. İşte kebabın tarifi: İki parmak kalınlığındaki şiş köfteler, kuzu gömleğine sarılıp mangalda kızartılıyor. Çok lezzetli ama biraz ağır. Eğer bunu yemeye niyetlenirseniz, mezelere fazla girişmeyin.

Sözün özüne gelirsek: Latife Hanım, adı gibi zarif bir Cumhuriyet meyhanesi. Uğrarsanız hak vereceksiniz.

PAYLAŞ