1945 yılının Nisan ayında Rus orduları doğudan önlerine çıkan her kasabayı, her köyü harabeye çevirerek hızla Berlin’e yaklaşıyorlardı. Avrupa’da savaşın son günleriydi, intihar etmesine dece birkaç gün kalmış olan Adolf Hitler sığınağında hala var olduğunu sandığı ordularına biçare emirler yağdırıyor, arada bir gün ışığına çıkıp Berlin’in savunmasını üstlenen çocuklara, yaşlılara madalyalar takıyordu. Rus topçu atışı Almanya’nın görkemli başkentinin banliyölerini sürekli dövüyordu.

Üçüncü Reich’ın büyük bir kısmı işgal altındaydı. Sadece bazı cepler Nazilerin kontrolü altında kalmıştı. Oralarda da halk korku içinde Rusları bekliyor, bir yandan da batıdan gelen Amerikalıların kendi bulundukları bölgeleri Ruslardan önce işgal etmelerini ümit ediyorlardı. Bavyera’nın başkenti Münih bu şehirlerden birisiydi ve Münih’te savaşın bu karanlık son günlerinde etrafta patlayan bombalar, yıkılan binalar arasında garip bir olay yaşanıyordu. Berlin’in düşmesinden sadece birkaç gün önce, 23 Nisan 1945 günü şehrin iki ezeli rakibi Bayern München ile 1860 München bir Bavyera Ligi maçı için sahaya çıkıyorlardı. Maç Bayern’in 3-2 galibiyetiyle sona eriyor, bu Almanya’da savaş bitmeden oynanan son maç oluyor, Bavyera Ligi de Almanya’nın diğer bölgelerinde oynanan ligler gibi yarıda kalıyordu.

Savaşa katılan ülkelerin neredeyse hepsi savaşın ilk yılında liglerini tatil etmişlerdi. Almanlar ise her şeye rağmen, cephelerde hayatını kaybeden aralarında binlerce futbolcunda bulunduğu milyonlarca insana rağmen hayret edilecek şekilde son ana kadar maçları oynamaya devam etmişlerdi. Ama her yerde değil. Münih’teki maç Bayern’in galibiyeti ile sona ererken, son iki yılın Almanya şampiyonu Dresdner SC’nin artık maç oynayacak hali yoktu. Dresden 13 ile 15 Şubat 1945 arasında müttefikler tarafından bombalanarak yerle bir edilmişti. 25 bin çok insanın hayatını kaybettiği bombardımanda Dresden’e 3 bin 900 ton tahrip gücü yükdek bomba atılmış şehir merkezindeki ısı bin dereceye çıkmıştı.

Berlin’de de durum çok farklı değildi. Başkent işgalden en kötü etkilenen şehirlerin başında geliyordu. Her tarafta harabe haline gelmiş binalar, açlık, sefalet ve korku vardı. Ruslar 1942 yılında aralarındaki anlaşmayı bozup kendilerine saldıran ve ülkelerini işgal eden Almanlardan korkunç bir intikam almışlardı. Şehir yakıldı, yıkıldı, sadece Berlin’de bile on binlerce kadına tecavüz edildi. Sonra şehir müttefikler tarafından dörde bölündü ve şehir merkezi Rusların payına düştü.

Bu hafta 1945 yılının harabeye dönmüş Almanya’sından bahsetmemin nedeni işte o Rus işgalindeki Berlin’de çekilmiş olan bir fotoğraf karesi: Savaş biteli daha birkaç hafta olmuş. Şehrin ünlü restoranı Lutter und Wegner’de beyaz örtülü masalar bombaların harabeye çevirdiği binaların arasındaki kaldırımlara atılmış. Kadınlı erkekli müşteriler ağır şartların el verdiği kadar güzel giyinmeye çalışmışlar, sunulan çok mütevazı bir menü de olsa, oturmuş yemeklerini yiyorlar. Hayat her şeye rağmen devam ediyor, insanlar yaşamaya devam ediyorlar.

Biz ise Cumhuriyet’ten beri savaş görmedik, bombalanmadık, şehirlerimizde binalarımız yıkılmadı. Onun için bizim böyle bir faciadan toparlanmamız ne kadar sürerdi, korkunç bir savaşın getirdiği yıkımdan sonra kaldırımlardaki bir cafe’nin, restoranın beyaz örtülü masalarında mütevazı bir yemek için bile olsa oturmamız ne kadar sürdi bilemiyorum. Bu konuda ne yazık ki çok iyi değiliz. Savaş olmadan bile biraz yağmur yağsa, rüzgar esse, okullar açılsa, okullar kapansa elini ayağını restoranlardan çeken bir halkımız var. İstanbul’da belediyemiz Belgrad’da kar yağsa “Balkanlardan soğuk hava geliyor, evlerinizden çıkmayın” diye halkı uyarıyor. En kozmopolit semtimiz Beyoğlu’nda 2013 yılında hala beyaz örtüsünden vazgeçtim, kaldırımlardaki bir masada oturup yemek yememiz mümkün değil. Şimdi bir de sahibinin veya tek bir şubesinin yöneticisinin Gezi Parkı direnişindeki yanlış kararından dolayı haklı veya haksız nedenlerle cafe ve  restoranlarımızı boykot ediyor, kızdığımız patronlarla birlikte yüzlerce çalışanı mağdur ediyoruz.

7 Mayıs 1945’te teslim olan Almanya’da savaş sonrası ilk maç için 24 Haziran 1945’te sahaya çıkan ilk takım gene Bayern München oldu. Maçı 4-3 kazanan taraf ise başka bir Münih takımı olan FC Wacker idi. Kulüp yöneticileri Amerikan İşgal Komutanlığı’ndan izin alınmadan oynanan bu özel maç yüzünden ikişer gün hapis yattılar. Ama futbol bu, söz dinlemiyor. Sonbaharda 1945/46 sezonun ilk maçları oynandı. Stadlar yıkıktı, halk bezgindi, açtı, ama dediğim gibi, hayat devam ediyordu. Lutter und Wegner de kurulduğu 1818 yılından beri kaç savaş görmüş olmasına rağmen hala Berlin’in en iyi restoranlarından birisi olarak sadık müşterilerine hizmet etmeye devam ediyor

PAYLAŞ