Bayram artık kaçmakla eş anlamlı oldu. Hele bayramın önüne ardına bağlanan günlerle tatil uzuyorsa, kentlerde kimsecikler kalmıyor. Ben tatili evde geçirmeyi sevenlerin arasında yer alıyorum. Tatil yerlerindeki itiş kakışı, yollardaki karmaşayı sevmediğim için bayramlarda kentte kalmak çok hoşuma gidiyor. Hele benim gibi İstanbul’da oturmak şansına sahipseniz, bayram tatili daha bir keyifli oluyor.

Sizi bilmem ama ben hafta arası koşuşturmaktan, yaşadığım kenti ve çevresini görmeye fırsat bulamıyorum. Ne yeni oluşan semtlerden haberdar olabiliyorum, ne değişimleri izleyebiliyorum, ne de eski sokaklarda dolaşıp anılarımı besleyebiliyorum veya yakın çevredeki cennet köşeleri bir yana bırakıyorum. Bu bayram tatilinde yine İstanbul’da kaldım ve her günü başka şekilde değerlendirdim.

İstanbul: Sinan’ın peşinde

Eğer benim gibi siz de İstanbul’da oturuyorsanız, bir gün Mimar Sinan’ın peşine düşmenizi önereceğim. Ünlü mimarın birbirinden değerli eserlerini, hep uzaklardan görürüm de, bir türlü yakından inceleme fırsatını bulamam. Ama bu tatilde bir günümü bu hatamı düzeltmeye ayırdım. Eğer siz de benim gibi ünlü mimarın eserlerini daha yakından tanımaya karar verirseniz, bu geziye çıkmadan önce veya gezerken, Mehmet Coral’ın Sinan’ın yaşam öyküsünü anlattığı “Işıkla Yazılsın Sonsuza Adın” adlı kitabını okumanızı öneririm. Geziniz o zaman daha bilinçli ve daha keyifli olacaktır.

Ben kendime şöyle bir rota çizdim: Önce Süleymaniye Camii’nin hemen karşısındaki Rüstem Paşa Camii’ne gittim. Burada Sinan’ın mimarlık dehasının yanı sıra, İznik çini sanatının en mükemmel örnekleriyle de karşılaşacağımı biliyordum.

Sonra bütün İstanbul’a tepeden bakan Süleymaniye Camii’nde, Sinan’ın mimarlık sanatının doruk noktasında nasıl dolaştığını izledim. Oradan Şehzadebaşı’na gidip, ustanın “çıraklık dönemi eserim” dediği Şehzade Mehmet Camii’nde, zaman ve mekânın mistik kucaklaşmasını seyrettim. Rotamdaki Sinan eserlerinden biri de, Kadırga sırtlarındaki Sokullu Mehmet Paşa Camii oldu. Kitapta yazılanlar gibi, burada da İznik çinilerinin büyüleyici renkleriyle karşılaştım. Daha sonra Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nde, Sinan’ın taş, renk ve ışıkla nasıl oynadığına şahit oldum. En son durakta ise yine Edirnekapı’daki Gazi Kara Ahmet Paşa Camii oldu.

ALTERNATİF: Boğaz kıyısında balık tutmak, Şile, Ağva taraflarında, sonbaharın renklendirdiği doğada dolaşmak.

Yazıyı yazarken aklıma Ankara’da, İzmir’de, Antalya’da ya da Adana’da otursaydım kısa tatilleri nasıl geçirirdim diye bir soru takıldı. Bir sonraki yazılarımda da bunları sizinle paylaşacağım. Sizlere günübirlik gezi önerilerinde bulunacağım. Herkesin geçmiş Ramazan Bayramını kutlarım.

PAYLAŞ