SARIYER BÖREKÇİSİ

İstanbul’un klasiklerinin başında Sarıyer Börekçisi gelir. 1895 yılında Mehmet Ali Bey tarafından kurulan börekçi, o gün bu gündür aynı binada börek satmaya devam ediyor. İstanbul’un hatta Türkiye’nin bir çok yerinde, “Tarihi Sarıyer Börekçisi” tabelasını görsenizde, gerçek börekçinin Sarıyer’de, Rumeli Kavağı’na giden yolun üstünde olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Özellikle sabahları buharı tüten ıspanaklı, peynirli, patatesli, kıymalı ve sade börek insanın tüm iradesini yerle bir eder. Bu börek İstanbul’un simgelerinden biridir.

KIYI

Üsküp göçmeni Yorgi’nin, 1964 yılında Tarabya’da açtığı Kıyı Restoran, özellikle eski İstanbulluların balık denince aklına gelen ilk isimlerden biri. Sadece balıkları değil, mezeleri de çok lezzetli. Hergün yaklaşık 30 çeşit meze çıkıyor. Midye Dolması, fasulye pilakisi, yaprak ciğeri çok ünlü. Balıklar günlük. Çirozu aman unutmayın. Beyaz peyniri bile damakları şaşırtıyor.

MEŞHUR FİLİBE KÖFTECİSİ

Cağaloğlu yokuşundan tırmanırken önünden geçersiniz de dikkatinizi çekmez bu asırlık köfteci. Halbuki tam 1893 yılından beri burada lezzetli köfteleri ile İstanbulluların damaklarını şenlendirir. Ustaları 40 yıllık. Yani köftenin tüm sırlarını biliyorlar. Mönü basit: Köfte, piyaz, salata, yoğurt ve revani. Köftelerin dışı iyi pişmiş, içleri sulu. Ustalar etin içindeki karışımı sır gibi saklıyorlar. Filibe Köftecisi tam bir İstanbul klasiği.

BALIK EKMEK

Kayıklar, Eminönü’de, Ticaret Üniversitesi’nin kıyısında bağlanmış. Ocakta cızır cızır balıklar kızarıyor. Her ne kadar artık palamut kullanılmasa da, ithal Norveç uskumruları da çok lezzetli. Balık ekmeğin tadına bakmadan İstanbullu olunmaz. Sahilde yardımcı lezzetlerde sıralanmış: Turşucular, midye dolmacıları, tatlıcılar. Karşıda Galata Kulesi’nin süslediği tarihi İstanbul görüntüsü de bedava üstelik.

LALE İŞKEMBECİSİ

Şimdi, Tarlabaşın’da, üç katlı pembe binada. 60 yıldan beri gece kuşlarının vazgeçemediği lezzet durağı. Ahmet Rasim işkembe için şöyle der: “Kana kuvvet, göze fer, batına ciladır çorba.” Usta haksız da değildir. İşkembe denince İstanbullu’nun aklına hemen burası gelir. Süt gibi beyaz işkembe, tuzlama, damardan tuzlama. En önemlisi de paça çorbası. Bu çorba şifa dağıtır. kemikleri kuvvetlendirir, eklemlerdeki zedelenmeleri tedavi eder. İstanbul gecelerinin simgesidir bu sarmısak kokulu lezzet durağı.

HACI BEKİR

240 yıllık bu lezzet durağı, sadece İstanbul’un değil, tüm Türkiye’nin simgesi. 1777’de Kastamonu’dan İstanbul’a gelen Bekir Efendi’nin kurduğu bu şekerci o gün, bu gündür tüm dünyanın ağzını tatlandırıyor. Ağzınızda eriyen çifte kavrulmuş lokumları, tüm dünyanın gözdesidir. Badem şekerleri çıtır çıtırdır. Badem ezmesi, badem helvası, demirhindi şerbeti, akide şekerleri, drajeler, meyveli jöleler insanın damağını bayram yerine çevirir. Hacı Bekir’den lokum yemeyen, İstanbul’u yaşamamış sayılır.

BEBEK BADEM EZMESİ

Öyküsü yüz yılın da ötesine ulaşan, damaklarda unutulmaz tatlar bırakan Bbek Badem Ezmesi’nin kurucusu Mehmet Halil Bey’dir. Şimdi işin başında bulunan Sevim Hanım’a lezzetin sırrını sorarsanız, size malzemenin kaliteli olmasını söyleyecektir. Badem ezmesinin yapımında, Diyarbakır, Mardin, Midyat, Elazığ gibi kentlerde yetişen doğal yağlı badem kullanılır. Özenle dekore edilmiş, bir şeker müzesini andıran Bebek’teki bu küçük lezzet durağı, İstanbul’un önemli yiyecek-içecek simgelerinden biridir.

İNCİ PASTANESİ

1944 yılında Luka Zigoridis ve Lefter İlyadis adlı iki İstanbul Rumu’nun açtığı bu pastane, profiterolün merkez üssüdür. Bir zamanlar Beyoğlu’na gidildiğinde mutlaka uğranması gereken mekanların başında gelir. Bu muhteşem tatlıya ulaşabilmek için sırada beklemeyi göze almak gerekir. İstanbul’un tadını anlayabilmek için mutlaka uğranması gereken bir mekandır İnci Pastanesi.

BEYAZ FIRIN

1836 yılında, Makedonya göçmeni George Stoyanof’un açtığı küçük simitçi dükkanı, bugün Beyaz Fırın adıyla İstanbulluların damağını şaşırtmayı sürdürmektedir. İstanbul’da bir çok şubesi bulunan mekan bugün Stoyanof ailesinin beşinci kuşağından Nathalie Stoyanof Suda tarafından yönetilmektedir. Eğer lezzetli bir makaron, patatesli sarma, kandil simidi, çeşit çeşit börek, tuzlu kurabiyeler, sandviçler yemek istiyorsanız buraya uğramalısınız. Ayrıca çikolata ile yapılan çeşit çeşit tatlı da insanın aklını başından alır.

CUMHURİYET MEYHANESİ

Siz adına bakmayın, bu meyhane Cumhuriyet’ten de yaşlı. Kuruluş tarihi 1880. Müdavimlerinin arasında Sait Faik, Orhan Veli, Cahit Irgat, Attila İlhan gibi ünlü isimler var. En ünlü müşterisi ise Atatürk. Mönüsü klasik. Lezzetli mezeler, ara sıcaklar midede yer kalırsa et ve balık. Mevsiminde akşamcılara kavun ve beyaz peynir yetiyor. Müzik ise tabii ki klasik Türk müziği. İstanbul’u tamamlayan en önemli adreslerden biri. Burada bir tek atılmazsa İstanbul pek hissedilmez.

9 ECE AKSOY

Ece Aksoy, yıllardan beri İstanbulluların damağını şenlendiriyor. Dükkanın bulunduğu binanın geçmişi taa Bizans’a kadar dayanıyor. Malzemeler pazardan ve taze. Zeytinyağı Ayvalık’tan sızma, sade yağ Urfa’dan. Ekmekler, su değirmeninde çekilen undan yapılıyor. Fonda cazın her türlüsü çalıyor. Ece, domatese kar yağdırıyor, kuru börülceyi sirkeli sosla tatlandırıyor, acı biber reçeli eşliğinde mücver veriyor, köfteleri ile insanın aklını başından alıyor. 9 Ece Aksoy’a uğramadan kolay kolay İstanbullu olunmaz.

YEDİKULE SAFA

Son Osmanlı meyhanelerinin nasıl olduğunu öğrenmek istiyorsanız, Safa Meyhanesi’ne mutlaka uğramalısınız. Burası sessiz, sakin, havasına eski İstanbul terbiyesi sinmiş, tam rakı içilebilecek bir meyhane. Binası Rumlar’dan kalma. Tavan beş metre yüksekmiğinde, yani ferah bir mekan. Sarhoş gelene servis yok. 20 çeşit soğuk meze, ara sıcakların kraliçesi Paçanga böreği, ciğerin hem Arnavut’u hem de yaprağı, ağızda eriyen lakerda, sıcak niyetine ızgara köfte. İstanbullulara, “bir rakı masası nasıl olur?” sorusunun yanıtını veren simge meyhanelerden biri.

PANDELİ

Mekanı, kurucusu, müşterileri ve lezzetli yemekleri ile İstanbul’un efsane lokantalarından biri. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında da biliniyor. Duvarlarındaki İznik çinileri, yemekleri kadar meşhur. Kolağası Mustafa Kemal, burada veresiye yemek yemiş. Aşçılar yarım asırlık. Onun için lezzet hep aynı. Mönü geleneksel Türk yemeklerinden oluşuyor: Sebzeli kuzu incik, hünkarbeğendi, kağıtta levrek, patlıcan böreği, vişne tiridi, fasilye pilakisi. Her biri damak çatlatan cinsten. İstanbul, Pandeli’siz eksik bir kent olur.

HACI ABDULLAH

Lokantanın açılış ruhsatını, 1888 yılında Abdülhamid vermiş. Türk ve Osmanlı mutfağının unutulmaması için çalışan asırlık bir çınar. Mutfakta olduğu kadar dekorasyonda da Osmanlı’dan izler var. Lokantanın iç mekanları, Topkapı Sarayı’nın hümayun bölümünden örnek olarak yapılmış. Lokantada çeşit çok. İnsan seçmekte zorlanıyor. Elbasan Tava, kuzu incik, kuzu tandır, etli dolmalar her zaman çok lezzetli. Zeytinyağlılar damaklarla sevişiyor adeta.

HÜNKAR

Henüz 61 yaşında ama çoktan İstanbul’un simge lokantalarından biri oldu. Yemeklerin sergilendiği camekana bakmaya yürek dayanmaz. Masalar kolalı beyaz örtülerle örtülmüş. Burada margarin yasak. Ya tereyağı ya da zeytinyağı. Tereyağı Trabzon’dan, zeytinyağı Edremit’ten geliyor. Dondurulmuş malzeme mutfağa girmiyor. Her şey taze. Her gün 30 çeşit sıcak yemek, 18 çeşit zeytinyağlı çıkıyor. Başroldeki yemekler: Ciğer sarma, kuzu tandır, kuzu kapama, karnıyarık, şehriyeli kuzu güveç, kağıt kebabı, suböreği…

KANAAT LOKANTASI

İstanbul’daki esnaf lokantalarının en iyisi. 1933 yılından beri lezzetli yemekleriyle karınları doyuruyor. Ünü sınırları aşmış, dünyada yankılanmış. Onun hakkında yazı yazmayan dergi, gazete kalmamış. Yemeklerin sergilendiği tezgahlar, mücevher sergisi gibi. İnsan ne yiyeceğini seçebilmek için uzun uzun düşünmek zorunda kalıyor. Neler yok ki: Patlıcanlı pilav, imambayıldı, patlıcan paçası, çerkes tavuğu, elbasan tava, kuzu ciğeri sarması, Özbek pilavı… Koyun sütünden yapılma dondurmanın ve yoğurdun tadına mutlaka bakmak lazım. İstanbul’da yaşayıp da burada yemek yememek bir eksikliktir.

YANYALI FEHMİ

Türk mutfağının İstanbul’daki asırlık temsilcilerinden biri olan Yanyalı Fehmi, lezzetini hiç bozmuyor. Çünkü malzemeler taze, aşçılar hep yeniliklerin peşinde koşuyorlar. Mönüsünde zeytinyağlısından tatlısına 100 çeşit yemek var. Portakallı kereviz, Acem pilavı, islim kebabı, Yanya köftesi öne çıkan yemekler. Dileyen mutfağa girip, yemeklerin nasıl piştiğini seyredebilir. Lokantada vejeteryanlar ve diyabet hastaları için de özel mönüler var. Odun ateşinde pişen pideler de yemekler kadar lezzetli. Ayva tatlısı ise gerçek bir başyapıt.

PAYLAŞ