Yakın zamanda eski dostumla hasret giderdim. Bunlardan bir tanesi damağımı, diğeri ise kulağımı ve ruhumu şenlendirdi.zanzibar1

Birinci dostumun adı: Zanzibar. Afrika’da bir ada ülkesinin adını taşıyan bu Cafe-Restoran ile yıllar önce Nişantaşı’nda tanışmıştım. Daha sonra evime yakın olduğu için, Caddebostan sahilindeki Zanzibar’ın müşterisi oldum. Ada manzaralı eski bir köşkte müşterilerini ağırlayan Zanzibar, benim önemli sığınaklarımdan biri oldu. Özellikle gün batımlarında, gök yüzündeki ışık oyunlarına bakarak hayal kurmak, yaşamımı keyiflendiren alışkanlıklarımın arasına girdi.

Geçen haftada, Zorlu Center’da, asma katta yer alan Zanzibar’la tanıştım. Caddebostan’daki hoş cafe, burada karşıma şık bir “fine-dining” restoran görünümünde çıktı. Bir zamanlar İstanbul’da çok moda olan, zaman içinde kaybolup giden, “eğlence, bar ve yemek”üçlüsünün bir arada sunulduğu akımın yeni temsilciliğine soyunmuş gibi geldi bana Zanzibar.

Yıllardan beri severek gittiğim Zanzibar’ın işletmecileri Semih ve Güniz Tortamış’la ilk kez o gece tanıştım. İkisi de yeni mekanlarının tutulabilmesi için nefes nefese kalmışlardı adeta. Masalar arasında mekik dokurken gördüm onları. Nişantaşı ve Caddebostan’da kazandıkları deneyimi buraya taşımışlardı.

Restoran iki salon ve bir bar bölümünden oluşuyordu. Barın açık olan bölümü sigara tiryakileri için dizayn edilmişti. Dekorasyonun işini iyi yapan bir mimar tarafından yapıldığı belli oluyordu. Mimarın Aloş Çavdar olduğunu öğrenince teşhisimde yanılmadığımı anladım. Sadece masalar birbirlerine çok yakınmış gibi geldi bana.

Zanzibar’ın mönüsünü, Güniz Hanım’la İtalyan şef Ricardo Sciioli birlikte oluşturmuşlar. Akdeniz kokan bir mönü. Bu ikilinin oluşturduğu mönünün  başarılı uygulayıcısı ise 23 yıllık mutfak emekçisi şef Mustafa Gören.

Mönü zengin ama benim aklım fikrim yediğim ince hamurlu pizzada kaldı. Pizza fırını İtalya’dan getirtilmiş. Dünyanın en iyilerinden biri. Döner tabanı sayesinde hamurun her yanı aynı derecede pişiyor.

Bu fırında pişen, İntegral hamurla yapılmış Scrocchiarella’yı da çok sevdim. Bu söylenmesi zor hamur işi,  aslında Roma usulü bir pizza. 6-8 saat arası mayalanan hamurla yapılıyor. İnce ve kıtır hamurun üstünde ya beyaz (peynir) ya da kırmızı malzemeler (sucuk, salam, proşütto) oluyor. Bu tür pizzada hamurun çıtır olması için  susam yağı kullanılıyor. Zeytinyağı ise hamuru daha cıvık yapıyor. Onun için Napoli usulü pizzada zeytinyağı tercih ediliyor. Bir de kıtırlığın tam olabilmesi için fırının harlı olmaması gerekiyor. Sanırım Zanzibar’ın pizza ustası bu kuralları uygulamıştı. Çünkü özel pizza kıtır kıtırdı.

Müşterilerin iştahla yemesine bakılırsa diğer pizzalar da lezzetliydi.

Mönülerden yemek seçme konusunda hep zorlanırım. Hangisini seçsem aklım diğerlerinde kalır. Bu sefer şef Mustafa Gören yardımcı oldu bana. Henüz mönüde yer almayan dana kaburga etiyle tatlandırılmış taze Papperdelle’yi önerdi. Mevsim sebzeleri, uzun süre çektirilen kırmızı şarap, fırında erimeye ramak kalmış kaburga eti ve baharatlardan oluşan bu çok özel sosla kucaklaşan paperdelle damağımı çatlattı dersem yeridir.

Masadaki dostlarımın ısmarladığı kıtır salatayı, avokadolu ve tobikko havyarı ile sunulan somon tartarı ve bonfileyi de çatal ucuyla tattım. Oldukça lezzetli yemeklerdi. Özellikle bonfile adeta pamuk gibiydi.

Yemeği romla yapılmış kestane püreli mereng ile bitirdim. Merengin üstüne dökülen çikolata sosu beni daha da mutlu etti.

Başta salon şefi Hüseyin Kaya olmak üzere tüm personel işini bilen, güler yüzlü profesyonellerdi.kursarbasarzanzi

O gece Zanzibar’ın rastlaştığım ikinci dostumun adı ise Kürşat Başar’dı. Orkestrası ve solist Seran Bilgin ile birlikte dinleyenleri coşturan caz ağırlıklı müzikler yapıyordu. Aslında o gece Zanzibar’ın Kürşat’ı dinlemeye gitmiştim. Yediğim lezzetli yemekler bu konserin “hediyesi” oldu.

Kürşat’ı uzun yıllardan beri tanırım. O yıllarda müzikle pek uğraşmıyordu sanırım. Dönemin en popüler dergisi olan Tempo’yu yönetiyordu. Daha sonra yazarlığa soyundu. Kitapları baskı üstüne baskı yaptı.

Kürşat, yayın yönetmenliği, yazarlık derken araya bir de televizyon programcılığını sıkıştırdı. Bir çok başarılı program yaptı. Bu yaşam akışında yollarımız sık sık kesişti. Kimi zaman aynı dergi gurubunda çalıştık kimi zaman ben onun yayıncısı oldum. Kimi zaman da televizyon programlarında konuk olarak bulundum. Karşılaşmalarımızın türü ne olursa olsun, onunla bir araya gelmekten her zaman keyif aldığımı söyleyebilirim.

Sonra onun saksafonuyla caz parçalarını yorumladığını duydum. Bu habere şaşırmadım desem yalan olur. Bir kaç kere çalıştığı yerlere davet etti. Fırsat bulup gidemedim.

Zanzibar’daki bu son karşılaşmamız, benim için hem geçmişin anımsanması hem de kuşağımın pasının silinmesi açısından çok keyif verici oldu. Gördüm ki, eski dostumu seven bir tek ben değilmişim. Salonun tıklım tıklım kalabalık olmasına bakılırsa, yazı dünyasında olduğu gibi müzik dünyasında da hayranları epey fazlaymış.

O gece Kürşat’ı bir kez daha kıskandım. Çünkü salonda onun dinlemeye gelenlerin dörtte üçü kadındı ve hepsi birbirinden güzeldi!..

Sözün özü: Lezzetli yemek, kaliteli içki ve müziğin en coşkulusu. Bir zamanlar İstanbul gecelerini keyiflendiren bu üçlü, bu kez Zanzibar’da buluşmuş.

PAYLAŞ