Geçenlerde posta kutuma bir “reklam-mail” düştü. Bir krem tanıtılıyordu. Yazılanlara göre bu krem, cildi pürüzsüz hale getiriyor, ayak mantarını, nasırı ve tırnak batmasını önlüyordu. Asıl ilgimi çeken, kremin eşek sütünden yapılmış olmasıydı.

Eşek sütünün, anne sütü kadar besleyici, bazı hastalıkları iyileştirici özelliklerini biliyordum ama insanı güzelleştirdiğini ilk defa işitiyordum. Eşek sütünün bu özelliğini ben bilmiyordum ama özellikle kadınlar antik çağdan beri bunun farkındaydılar. Örneğin M.Ö 69 yıllarında yaşayan Mısır Kraliçesi Kleopatra bunu en iyi bilenlerden biriydi.

Sezin Öney’in, “Metro Gastro” dergisindeki makalesinden öğrendiğime göre, Kleopatra sık sık süt banyosu yapıyordu. Bu sütü temin etmek için tam 700 eşek sağılıyordu. Sezin Öney makalesinde, Kleopatra’nın banyo için kullandığı eşek sütünün, “ekşitilmiş süt” olduğu öne sürülmüştü. Bu iddiayı ortaya atanlar, sütteki şeker laktozunun, bakteriler tarafından laktik aside dönüştürüldüğünü, ortaya çıkan ekşi sütün de “deriyi cilalama” özelliğini kazandığını belirtiyorlardı.

Kleopatra’nın eşek sütüyle olan ilişkisini kanıtlayacak her hangi bir belge yok ama Roma İmparatoru Neron’un ikinci karısı Poppaea Sabina’nın eşek sütüyle yıkandığına dair yazılı kayıtlar var. Bu kayıtlara göre, kraliçe süt banyosunun yanı sıra, yüzünü de her gün eşek sütü ile yıkıyordu.

Romalı tarihçi Gaius Plinius Secundus’a göre, Roma Kraliçesi’ne eşek sütünün, “cildini hastalıklardan ve güzelliğini bozulmaktan koruyacak bir sihir” olduğu söylenmişti. Eşek sütünün sihirine inanan tek kişi kraliçe değildi. M.Ö 48 ile 17 arasında yaşayan İmparator Birinci Claudius’un karısı Valeria Messalina, yüzüne eşek sütü emdirilmiş ekmekle yapılmış güzellik maskesi uyguluyordu.

Romalı tarihçi ve doğa bilimcisi Gaius Plinius, “Doğa Tarihi” adlı eserinde eşek sütünün yararlarını şöyle sıralamıştı:” Eşek sütü sallanan dişleri sağlamlaştırır, zehirlerin etkisini bertaraf eder, gözlerdeki hastalık izlerini siler.”

Eşek sütünün ateşli savunucularından biri de, tıp biliminin kurucusu Hipokrat’tı. M.Ö 460-370 yılları arasında yaşayan Hipokrat, ateş, burun kanaması, enfeksiyonlar, karaciğer sorunları, ödem, zehirlenme ve yaralanmalara karşı eşek sütünü öneriyordu.

Araştırmacılar, eşek sütünün bu tedavi edici özelliğinin, içindeki laktoz oranının yüksek olmasından kaynaklandığını belirtiyorlar. Buna göre, eşek sütü, anne sütü kadar besleyici.

Hindistan’ın bazı bölgelerinde, yeni doğan çocuklar hala eşek sütü ile besleniyor. Bu sütün, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirdiğine ve sesini güzelleştirdiğine inanılıyor.

Papa Francis’in geçenlerde çocukluğunda annesinin sütüne ilave olarak eşek sütü de içtiğini söylemesi, tüm dikkatleri bu konuya çevirdi. Eşek sütünden medet umanların sayısı bu açıklamadan sonra oldukça arttı.

Avrupa’nın bir çok kentinde eşek çiftlikleri kurulmaya başlandı. Eşek sütünden para kazanmaya başlayanların sayısı giderek artıyor. Bu, en çok Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki girişimcilerin işine yaradı. Dünyaca ünlü Kıbrıs eşekleri, Avrupalı yatırımcılar tarafından adeta kapışılıyor. Bu arada, günde 3 litre süt veren Sicilya eşekleri de oldukça rağbet görüyor. İtalya’daki 780 eşek çiftliğinde Sicilya eşekleri besleniyor.

Eşek sütü öyle kolay ulaşılacak bir besin maddesi değil. Çünkü çok pahalı. Bir eşekten günde ancak bir ile üç litre arası süt sağılabildiği için üretim miktarı çok düşük. İtalya ve Sırbistan’da bir kilo eşek peyniri, kilosu 1000 avrodan satılıyor. Fiyatın bu kadar yüksek olmasının nedeni de, 100 kilo sütten ancak bir kilo peynir yapılabilmesi.

İsviçre ve İtalya’da bazı firmalar, eşek sütü tozu üretebilmek için büyük yatırımlar yapıyorlar. Yatırımcılar, eşek süt tozunun, çocukların beslenmesinde ve kozmatik sanayiinde daha verimli kullanılacağını öne sürüyorlar.

Gelelim bize. Malum, gözlerinin güzelliği dışında bizde pek sevilmez eşek. En sunturlu küfürlerimizi onun üstünden ederiz. Hakaret etmek istediğimiz zaman işe eşekle başlarız. Birisi sözünüzü dinlemediği zaman, “eşek başımıyım” deriz. Bir şeyin kıymetini bilmeyenler için, “eşek hoşaftan ne anlar” deyimini kullanırız. Birisinin aptallığını vurgulamak için, “eşek kafalı” yakıştırmasını yaparız. Kötü duruma düşenlerle, “eşekten düşmüşe döndü” diye alay ederiz. Daha da çok şey söyleriz ama hepsini burada sıralamak olanaksız.

Eşeğin sütünün böylesine sağlıklı olması, Batı dünyasında yatırımlar yapılması, bu güzel gözlü hayvana bizim bakış açımızı değiştirecek mi acaba?

Yatırımlara bakılırsa, Türkiye’de de eşek yavaş yavaş kıymete binmeye başlamış. Örneğin İstanbullu 3 girişimci, Tire’de 24 dönüm üstüne bir “Eşek Çiftliği” kurmuşlar. Eşeklerin anırmasından kimse rahatsız olmasın diye de, çiftliğin yerinin kasabadan uzakta olmasına dikkat etmişler. Şimdilik 60 eşekleri var. Girişimciler son yıllarda eşek fiyatlarının çok arttığını belirtiyorlar. Önceleri kimselerin yüzüne bakmadığı bu hayvanların tanesine, şimdilerde 2.500 lira istendiğini öne sürüyorlar.

Bursa’nın Orhaneli ilçesindeki çiftlik ise işe 24 eşekle başlamış. Çiftlik sahipleri süt siparişini karşılayamadıklarından yakınıyorlar.

Türkiye’deki en büyük eşek çiftliği ise Kırklareli’nde kurulmuş. Şimdilik 230 eşekleri var. İşletmeciler eşeklerin aylık masrafının 20 bin lirayı bulduğunu söylüyorlar. Çiftlikte taze süt satımı yerine eşek sütü tozu üretimi için çalışılıyor. Çiftlik yetkilileri süt tozunun 100 gramının 200 liradan satılacağını belirtiyorlar.

Sözün özüne gelirsek; sütünden sağlık fışkıran eşekler, yakın geleceğin en kıymetli hayvanları arasında yer alacak. Aklınızın bir köşesinde bulunsun.

PAYLAŞ