Gezi Parkındaki direniş ile birden bire hem Türkiye’nin hem de dünyanın gündeminde baş köşeye oturan Taksim Meydanı’nı ne kadar biliyoruz? Bence bu konudaki bilgimiz oldukça kısıtlı. Bugün “Özgürlük Direnişinin” simgesi haline gelen, İstanbul’un tek ve en önemli meydanını nokta nokta anlatmak istiyorum.

 

*Kuzeydeki ormanlardan getirilen sular buradan kente dağıtıldığı (taksim edildiği) için meydanın adı Taksim oldu.

*Taksim bir zamanlar mezarlıktı. Meydanın Ayazpaşa tarafında Müslüman, Harbiye tarafında, yani Talimhane bölgesinde ise Levantenlerin, Rumların, Ermenilerin mezarlıkları yer alıyordu. Mezarlıkların çevresi selvi ağaçları ve bostanlarla çevrili olduğu için, Taksim Meydanı İstanbullular tarafından mesire yeri olarak kullanılıyordu.

*Mezarlıklar kaldırıldıktan sonra, Taksim’in ortasına 1804 yılında “Beyoğlu Kışlası” inşaatı başladı. İnşaat 1806’da bitti. Nizam-ı Cedid’in topçu sınıfı için yapılan bu kışla, III.Selim’in Nizam-ı Cedid’ine ilişkin inşaatların son halkasını oluşturdu.

*Kışlanın mimarının, başmimarlık makamında bulunan İbrahim Kamil Ağa olduğu oldukça güçlü bir ihtimaldir.

*Kışla, ortasında dikdörtgen avlusu ve bu avluda Mihrişah Valde Sultan Vakfı tarafından yaptırılan bir mescit bulunuyordu.

*Beyoğlu Kışlası’ndan sonra yakınında bir de hastane inşaatı başlatıldı. 1849’da inşası biten bu bina bugünkü “Gümüşsuyu Asker Hastanesi” idi.

*Kışlanın kuzeyindeki sahada 1870’te belediye tarafından park düzenlemesi gerçekleştirildi. Böylece bugünkü Taksim Gezisi, İstanbul tarihinde halkın yararına sunulan ilk park oldu.

*Avrupa eğlence kültürünün yavaş yavaş görünmeye başlandığı Cumhuriyet döneminde, Taksim Parkı’nın Boğaziçi’ni gören tarafına, düğün ve balo salonu olarak kullanılmak üzere Taksim Belediye Gazinosu yapıldı. Bina yazlık ve kışlık olmak üzere iki bölümden oluşuyordu. Yıllar boyu İstanbul sosyetesinin önemli bir buluşma yeri olan gazino 1960 yılında kapandı, yerine 1968 yılında Sheraton Oteli yapıldı.

*Kışlanın adı imparatorluğun son döneminde irticai bir ayaklanma olan 31 Mart olayına karıştı. Taksim Meydanı’na konuşlanan Hareket Ordusu, isyancıları yakalayabilmek için kışlayı top atışına tuttular.

*Kışlanın askeri güç olarak önemi, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’na kadar devam etti.

*İşgal yıllarından sonra kışlanın Talimhane Meydanı apartman yapımına açıldı. Kışlanın avlusunda ise Beyaz Ruslar at yarışları düzenlediler.

*1921 yılında Çelebizade Said Tevfik Bey, oldukça yüksek bir fiyat karşılığında kışlanın avlusunu büyük bir stadyum haline çevirdi. Stadyum, ana caddeye bakan kısmındaki iki ahşap tribünü, ortasındaki “Şeref Balkonu” ve kale arkalarıyla 8 bin kişi alıyordu. Tribünlerin bulunduğu yerin alt katında bulunan Liverpool ve Denebok adındaki barlar, maç günlerinde tıklım tıklım dolup taşıyordu. Burada Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray ilk futbol maçlarını burada yaptılar. 1925 yılında Fenerbahçe-Galatasaray karması Slavia takımını yine bu statta 5-3 yendi.

*Stadyum, İstanbul’un kurtuluşundan sonra Menazırzade Abdülaziz Bey adında bir manifaturacıya devredildi. Adı Taksim Stadyumu olan bu saha 18 yıl Türk futboluna hizmet etti. Türk Milli Futbol takımı ilk resmi maçını Romanya’ya karşı burada yaptı. Maç 2-2 berabere sonuçlandı.

*Taksim Stadyumu bir çok ilke imza attı: İlk Balkan Güreş Şampiyonası, ilk Balkan Atletizm Yarışması, ilk uluslararası bisitlet yarışması, ilk konkurhipikler bu sahada yapıldı.

*Taksim Meydanı’nın ortasındaki Cumhuriyet Anıtı, İtalyan heykeltraş Pietro Canonica’ya yaptırıldı, 1928 yılında yerine yerleştirildi.

*1940’da İstanbul valisi Lütfi Kırdar tarafından Taksim Meydanı’nda yapılan düzenlemede Taksim Gezisi bugünkü halini aldı. Bugün sökülmek veya kesilmek istenen ağaçların bir çoğu o yıllarda dikildi. Onun için İstanbullular Lütfi Kırdar’ı hiç unutmadılar.  Gazlarıyla meydanı acıtanları ise çoktan silip attılar.

*O yıllarda neredeyse tüm İstanbul halkına bu parkta rastlamak mümkündü. Gezi’nin müdavimlerinden biri de Ahmet Rasim’di. Yazar gezi alanını şöyle anlatmıştı: “Her akşam hava kararmaya başlamadan buraya dalan dalana. Paşa, bey, efendi, ecnebi kırması, tatlısu frengi, çorbacı (Rum), ahbar (Ermeni), bezirgan (Yahudi), madama, kokana, dudu, poliça, bir hayli gizli ev ve pansiyon sahipleri ve yosmaları… Pazar akşamları dersen bir hurrra ki medet Allah. Mağaza tezgahtarları, komisyoncu yamakları, berber kalfaları, vandözler, modistralar, şapkacı çırağı kızlar… Ortaya tesadüf eden gazinonun sağdaki çalgıcılara mahsus sundurmasında bando, mızıka çalardı. Repertuvar operadan zinhar şaşmazdı. Gelsin Faust, gelsin Traviata, gelsin Aida…” Bunları okuyan bugünkü kuşak, “Taksim Gezisi” geçmişte ne kadar şenlikliymiş demekten kendilerini alamadılar.

*Başbakan tarafından yıkım emri verilen Atatürk Kültür Merkezi için 1930’larda Taksim civarında yer aranıyordu. Sonunda bulundu: Büyük Opera Binası, Ayazpaşa mezarlığının yerinde inşa edilen üç katlı binanın yerine yapılmasına karar verildi. Yıkılacak olan bina, Elektrik İdaresi’nin yabancı genel müdürünün lojmanıydı. 1946 yılında temel atıldı. Projelerin çoğu yarım kaldı. Sonunda projeyi Yüksek Mühendis Hayati Tabanlıoğlu bitirdi.

*Kanlı 1 Mayıs mitingleri, gösteriler, yılbaşı eğlencileri, şampiyonluk kutlamaları ile sık sık gündeme gelen Taksim Meydanı, 1977 yılında Taksim Gezisi’ne cami yapılması konusundaki önergeden sonra yine dikkatleri üstüne çekti.

*Mimar Oktay Ekinci, 1997 yılında İstanbul Dergisi’nde yazdığı bir yazıda, Taksim Kışlası projesinin asıl amacının, “kışlanın avlusundaki camiyi yeniden yapıyoruz” bahanesiyle Taksim’in ortasına cami dikmek olduğunu öne sürdü.

*Hükümetin kışla inadının ardında hala Taksim’e cami yapmak olup olmadığı bu günlerde de sorulur oldu.

*Vali Lütfü Kırdar’ın diktiği ağaçları söktürmek istemeyen “Y” kuşağı gençleri Taksim Gezi’sini işgal edince, tüm gözler tekrar Taksim Meydanı’na çevrildi. Tüm dünya bu meydanı gösterdi ve yazdı.

*Son durum: Gezi, tüm dünyada bir “Özgürlük Direnişi” simgesine dönüştü.

PAYLAŞ