Kentin meyhanelerini anlatmaya başlamadan önce, geçmişe bir göz atmakta yarar var. Neyin nereden nereye geldiğini ancak böyle kavrayabiliriz. Meyhane hassas bir konudur. Onun için kaynak bulmakta insan zorlanır. “Domuz kadar haram” olan içkiyi araştırmak, öyle her babayiğidin harcı değildir. Örneğin bir salkım üzümü bile sayfa sayfa anlatan, taşın toprağın ayrıntısına giren Evliya Çelebi bile, İstanbul’un meyhaneleri hakkında pek ayrıntılı bilgi vermez. Onun yazdıklarına göre, IV. Murat’ın koyduğu içki yasağı öncesinde hepsi İstanbul, Galata, Eyüp ve Üsküdar kadılıkları hudutları içinde binden fazla meyhane vardı. Ayrıca 300 tanede “koltuk” meyhanesi bulunuyordu. Meyhanelerde toplam 6 bin kişi çalışıyordu. Evliya Çelebi meyhanelerin semtler arasındaki dağılımı hakkında da şu bilgileri veriyordu:

“İstanbul’un dört çevresinde meyhaneler çoktur ama çokluk üzere Samatya Kapısı’nda, Kumkapı’da, Yeni Balıkpazarı’nda, Unkapanı’nda, Cibali Kapısı’nda, Ayakapısı’nda, Fener Kapısı’nda, Balat Kapısı’nda, karşıda Hasköy’de bulunur. Hele Galata demek meyhane demektir. Oradan da Karadeniz Boğazı’na varınca her iskelede meyhane bulunur, amma Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy, Yeniköy, Tarabya, Büyükdere ve Anadolu tarafında Kuzguncuk, Çengelköy, Üsküdar ve Kadıköy’de tabaka tabaka meyhaneler vardır…”

 

MEYHANELER SIRA SIRA

Evliya Çelebi Galata hakkında da şunları yazıyordu: “Galata’nın meşhur içkileri arasında methedilen çeşitli şaraplarını, harabatiler arasında meşhur olan Taş Merdiven meyhanesinde, Kefeli’de, Manyeli’de, Mihaliki’de, Kaşkaval’da, Sünbüllü’de, Kostantin’de ve Saranda adlı meyhanelerde bulmak mümkündür. Bunlar lal renkli, katresi haram türlü türlü misket şarapları, Ankona, Sakoza, Mudanya, Edremit ve Bozcaada şaraplarıdır. O kalabalık yoldan geçerken, yol üstünde başı, ayağı çıplak yüzlerce sarhoşun yattığını görürüz…” Galata semtini anlatırken bunları yazan Evliya Çelebi nedense hemen kendini savunan şu satırları eklemek gereğini duyuyordu: “Bütün gizlilikler Allah’a malumdur ki, bu hakire gerek şarap, gerek diğer içkilerden içmek nasip olmamıştır…”

Evliya Çelebi’den 300 yıl sonra yaşamış olan, İstanbul’un eğlence aleminin yakın tanıklarından Ahmet Rasim de İstanbul meyhaneleri hakkında şunları anlatıyordu: “Kumkapı’ya doğru Karabıçak, Yenikapı taraflarında Sandık Burnu, Langa, Uzun Odalar, İncirli, Samatya havalisinde Altınoluk, Dış Kalpakçı, Sulu Manastır, Yedikule meyhaneleriyle, Balık Pazarı istikametinde Çorapçı Hanı, Ketenciler Kapısı, daha ileride Yemiş İskelesi, Limon İskelesi, Unkapanı civarında Kafesli, Cibali yakınlarında Haleplioğlu namlarındaki işretgahlar, Haliç’in bu kenarında Balat, Ayvansaray, Lonca, Tekfur Sarayı ve yine oralarda Topkapı Karagöz Meyhanesi namlarındaki meyhaneler, Kavasın Bağı hizalarından Bayrampaşa, Çırpıcı, Veliefendi dahil olmak şartıyla çizilmiş bir hat ile Edirnekapı, Silivrikapı, Narlıkapı, ve sur haricindeki Kazlıçeşme meyhaneleri…”

Ahmet Rasim Galata’dan Boğaz tarafına doğru olan meyhaneler hakkında da şu sıralamayı yapıyordu: “Galata’nın Fermeneciler üstündeki Koyunlubaba, Geyikli, Azepkapı; Tophane semtine doğru Karaköy, Küplü, Çakanoz meyhaneleri; Boğazkesen, Kumbaracı Yokuşu, Beşiktaş, Uzuncaova, Köyiçi; Ortaköy’de Dereiçi ve Defterdar Burnu koltukları; Üsküdar cihetinde Balaban, Yenimahalle, Selamsız, Sultantepesi, İcadiye, Bağlarbaşı semtleri ta Çengelköy’e kadar…”

PAYLAŞ