Hafta sonlarında kısa kaçamaklar yapmanın zamanı geldi. Yakın cennetlerde, kent gürültüsünden uzakta, hem gözü, hem bedeni, hem kulakları dinlendirip, yaşam akülerini doldurmak için bu mevsimden daha iyisi bulunmaz. Hele gittiğiniz yerde lezzetli yemeklerle sofranızı süsleyebiliyorsanız hafta sonu keyfiniz bir kat daha artacaktır. Bu tür kaçamakların yaşamınızı monotonluktan kurtaracağını, haftaya daha moralli başlamanızı sağlayacağını aklınızdan çıkarmayın.

Size bu yazıda önereceğim kaçış noktası, Kırklareli’nin Karadeniz sahilindeki Kıyıköy. Bu cennet köşeyi anlatmaya önce nasıl gidileceğinden başlamak istiyorum. İstanbul-Kıyıköy arası yaklaşık iki buçuk saat. Bunu biraz daha kısaltmak veya uzatmak sizin elinizde. TEM’den Edirne’ye doğru giderken Çerkezköy ayrımından otoyoldan çıkıyorsunuz. Daha sonra Saray’ı geçip, Kıyıköy istikametine ilerliyorsunuz. Yolun bu bölümü, insanın aklını başından alacak kadar güzel. Yapraklarını takınan ağaçlar, yolun iki yakasında uzanıp gidiyorlar. Bu yolda giderken acele etmemenizi, pencerenizi açıp, temiz havayla ciğerlerinizi yıkamanızı öneririm. Bu ağaçlıklı yolla birlikte tüm vücudunuzu bir huzur kapladığını hissediyorsunuz.

Kıyıköy, Karadeniz’e akan Kazandere ve Pabuçdere’nin kucakladığı tepenin üstünde kurulmuş. Eski adı “Midye” olan bu  köyde, bir zamanlar Rumlar yaşıyormuş. Lozan Antlaşması’yla birlikte Rum nüfus, Batı Trakya’dan gelen Türklerle yer değiştirmiş. Köyün etrafı, büyük bir bölümü hala ayakta duran Bizans surlarıyla çevrili. Bu surların 6. yüzyılda yapıdığı ve 9. yüzyılda onarım gördüğü belirtiliyor. Dere kıyısında ise kayalara oyularak yapılan 6. yüzyıldan kalma Aya Nikola Kilisesi, tüm bakımsızlığına rağmen insanı hayrete düşürüyor.

Karadeniz’e tepeden bakan bu şirin balıkçı köyüne, surların arasındaki asırlık bir kapıdan giriliyor. Daracık sokakların iki yanına eski ahşap evler sıralanmış. Yıkılmaya yüz tutmuş bu yaşlı evlerde hala yaşayanlar var. Kim bilir kaç kuşaktan beri bu evlerde oturuyorlar? İnsan bu sokaklarda dolaşırken geçmişe doğru yolculuk yaptığını sanıyor. Köyün bitimindeki kahvede oturup, Karadeniz’in lacivert sonsuzluğuna bakmak bir başka keyif veriyor insana.

Köyün girişindeki Asmalı Kahve, adını etrafını saran yaşlı asmadan almış. Burada çay içen köy sakinleri, genellikle “Türkiye’nin hali ne olacak?” sorusunun yanıtını arıyorlar. Tabii köy dedikodularını da asla ihmal etmiyorlar.

Kıyıköy’de size önereceğim mekan “Hotel Endorfina”. Karadeniz manzaralı temiz odaları, önünde geniş bir bahçenin uzandığı restoranı ile Endorfina tam bir hafta sonu oteli. Çocuklar çimenlerin üstünde koştururken, siz yemeğinizi huzur içinde yiyebilirsiniz. Endorfina’nın mutfağı oldukça iddialı. Zeytinyağlıların yanı sıra, taze balıklar insanın damağında unutulmaz tatlar bırakıyor. Şef Mehmet Kartal, aynı zamanda tirol teknesi kaptanı olduğu için balıktan iyi anlıyor. Lezzetlisini seçiyor ve usulünde pişiriyor. Eğer mevsiminde gittiyseniz, bütün olarak ızgara edilen kalkanı, tekir tavayı ve kırlangıçtan yapılan çorbayı öneririm. Endorfina’nın mutfağında kullanılan zeytinyağı da çok özel. Edremit Körfezi’ndeki ağaçların zeytinlerinden özel olarak sıkılıyor.

Eğer güneşli bir havada Kıyıköy’e giderseniz, derenin üstünde kayık sefası yapabilir, kumsalda güneşleyebilirsiniz. Kıyıda uzun yürüyüşler yapmak da mümkün. Hatta balık tutmaya meraklıysanız, oltanızı yanınıza almayı ihmal etmeyin.

Kıyıköy’de geçireceğiniz bir hafta sonu, sizi hem mutlu edecek hem de yeni haftanın daha kolay geçmesini sağlayacaktır.

PAYLAŞ