Avrupa’ya gitmenin tam zamanı…

Noel yaklaşırken zamanı Avrupa kentlerinde gezinmeyi çok severim. Her yer ışıl ışıl olur, meydanlar karanfilli sıcak şarap kokar, insanlar daha hoş görülüdür. Ama Noel haftasıyla Noel gecesini birbirinden ayırmak gerekir. Çünkü Noel gecesinde bir çok kent boşalır, evlere kapanır, ailesiyle başbaşa kalır. Siz, kimsesiz sokaklarda ne yapacağınızı şaşırıp kalırsınız. İçinize hüzün basar.

Bir keresinde, Noel gecesinde Zürih’e gitmiştim. Uçakta benden başka en fazla 10 kişi daha vardı. Özel uçağımda yolculuk yapar gibi uçmuştum. Havaalanında da kimsecikler yoktu. Hatta giriş damgamı vuracak pasaport polisinin gelmesini beklediğimi hatırlıyorum.

Dışarı çıktığımda ise ne soru soracak bir kişi, ne bir taksi, ne bir otobüs bulabildim. Soğukta, tek başıma, çaresiz kalakalmıştım. Uzun araştırmalardan sonra metro istasyonunu bulmuş, kente giden son trene binmiştim. O akşam yemek yiyecek bir yer bulamadığımı da hatırlıyorum. Otelin kötü sandviçleriyle yetinmiştim.

Aynı yalnızlığı yıllar önce İngiltere’nin kuzeyindeki bir kentte de yaşamıştım. O akşam bir tek Hint lokantası açıktı ve ben hiç sevmediğim yemeklerle karnımı doyurmak zorunda kalmıştım.

Onun için Noel gecesi ile Noel haftasınının birbirinden ayrılmasını vurguladım.

Noel haftasında kentlerin caddeleri renkli ışıklarla süslenir. Ağaçlar kristal avizelere dönüşür, Noel pazarları tıklım tıklım dolar. Noel haftasında Orta Avrupa kentleri nedense daha çok hoşuma gider. Viyana, Prag, Budapeşte… Masal diyarına dönerler çünkü.

059aebdd76a5891f0b851e2be81be3a4

ASİL VİYANA

Bu kentler arasında en favorim Viyana’dır. Bu kenti en güzel Cenap Şehabettin’in tanımlar: “Viyana’da biraz Paris, biraz Beyoğlu rayihası vardır. Sonradan görme bir şehir olmayan Viyana sokakları adeta insana kollarını açar… Şehirde Habsburg hanedanı kadar kıdemli bir asalet his solunur. Din ve sanat, savaş ve aşk, siyasi hadiseler ve fikir hareketleri burada beraberce yaşamıştır…”

Noel haftasında kalabalıklar Stephanplatz’da toplanır. Havai fişekler atılır, içkiler içilir, danslar edilir. Bu çılgın kalabalığın arasında olmak adrenalimi yükseltir. Bu kente her gidişimde, meydandaki kukla oynatıcılarının, heykel gibi donmuş kalmış sanatçıların, Noel şarkıları söyleyen gurupların, sihirbazların aralarından dolaşıp, Viyana’nın en eski caddelerinden biri olan Graben’e giderim. Bir zamanlar kale hendeği olan bu cadde de Noel süsleriyle sarılıp sarmalanmıştır. Kalabalıklar, caddenin renkli ve pırıltılı vitrinlerini seyrederek dalga dalga akıp giderler.

Bu ayda Viyana akşamları insanın iliğini dondurur. Üşüdüğüm zaman caddenin ortasındaki sıcak panç (punch) ve sıcak şarap satılan büfelere yaklaşırım. Ortalık mis gibi portakallı, karanfilli rom kokusuyla kaplanmış olur. Kuyruğa girip bir bardak panç alırım. İçkinin sonuna doğru tüm vücudumun ısındığını hissederim. Panç aslında, romun içine dört tropik meyve suyu karıştırılarak yapılan serinletici bir güney içkisidir ama Kuzeyde ısınmak için içilir. Pançın verdiği güçle, yürüyüşe bıraktığım yerden devam ederim. Hayta hayta dolaştığım dolambaçlı ışıl ışıl dar sokaklarda, geçitlerde ve avlularda ortaçağı koklarım. Yorulduğum zaman bir kahveye oturup, kayısı marmelatlı ünlü Sachertorte yiyerek damağımı çatlatırım.

Biraz soluklandıktan sonra etrafı seyrederim. Kimisi karşısındakine şnaps kadehini, kimileri şampanya bardağını kaldırır, mutlu Noel dileklerini sunarlar. Tüm yüzlerin güldüğünü, hoşgörü havasının meydanı sardığını görürüm. Noel benim inanışımda olmasa da, bu coşkuya ben de kapılıp giderim.

Bu görüntülerin aynısını Prag’da da, Budapeşte’de de yaşarım.

ecafedf2f53e434bfc50eabc39ed71cc

ROMA’DA NOEL

Viyana böyle süslenir de Roma ondan geri kalır mı? Noel haftası ne zaman Roma’ya gitsem soluğu hemen Piazza Novana’da alırım. Bilirim ki eğlencenin kalbi burada atar ve en güzel Noel pazarı burada kurulur. Dört Nehir Çeşmesi’nin kenar taşlarına oturup meydandaki renk cümbüşünü seyretmekten çok keyif alırım. Tabii meydanın etrafında sıralanmış kahvelerden birinde, bir ölçek cin, bir ölçek vermut, bir ölçek kampariden oluşan Negroni’yi asla ihmal etmem. Hatta sıklıkla ikinci kadehi de ısmarlarım.

Noel denince, tüm dünyada akla gelen en kutsal yer Vatikan’dır. Roma’ya gittiğimde benim de aklıma gelir tabii ki! St. Peter meydanının ortasındaki gümüş toplarla bezenmiş dev Noel ağacının etrafında toplanmış dini bütün Katoliklerin arasına karışmak da hoşuma gider. Onlarla birlikte, “Acaba Papayı görebilir miyim?” diye ikametgahın pencerelerine bakarken kendimi dini düşünceler içinde bulurum.

Roma’ya Noel haftası gittiğimde, mutlaka Aşk Çeşmesi’ne giderim. Orası biraz daha genç havalıdır. Sevgililer Noel’i bahane edip, birbirlerini ateşli öpücüklerle kutsarlar. Çeşmenin havuzuna sol omuzumun üstünden mutlaka bir miktar para atarım ve yeniden Roma’ya gelebilmeyi dilerim. Eğer siz de bir Noel’de Roma’da olursanız, Pantheon tapınağında düzenlenen Noel ayinini izlemenizi öneririm.

9b1e538c01f06d7a24a386aa7f5a157e

LONDRA’NIN NOEL AĞACI

Noel haftasında Londra’da olmak da beni heyecanlandırır. O hafta, tüm Avrupa’da olduğu gibi şehir ışıklara bürünür. Oxford, Regent caddelerindeki dev mağazaların vitrinleri tiyatro sahnesini andırır. Karlı günlerde Hyde Park patencilerin hücumuna uğrar, Covent Garden tüm cazibesini sergiler.

Londra’da Noel akşamının merkezi tabii ki Trafalgar Meydanıdır. Meydanın ortasında, Norveç’teki “Kraliçe’nin Ormanından” kesilip getirilen yaşlı çam ağacı yükselir. Bu ağaç Norveç’in İngilizlere armağanıdır. Havai fişekler atılır, dans edilir, sevgililer kutsamalarda biraz ölçüyü kaçırırlar, tabii ki ufak tefek kavgalar da çıkar. Ben tüm olup biteni, meydandaki arslanlı heykelin üstünden seyrederim.

99936ea2969162b0dddbb9f6c57c987b

SÜSLÜ PARİS

Paris’te de Noel haftası büyüleyici görüntüler sunar şehrin sakinlerine. Aslında Paris’le Noel’i yanyana getirmekte zorlanırım biraz. Kutsal tanımlamaları ona yakıştıramam. Paris’i süslü bir kadına benzetirim. Noel’de, makyajını biraz abartan, koket bir kadına dönüştüğünü düşünürüm. Bu ayda Paris’in caddeleri, ışık selinin aktığı nehirlere benzer. Champs-Elysees caddesinin iki yanındaki ağaçlar, rengarenk meyveler açmış kristal heykellere dönüşür. Mağazalar, bu dünyanın mağazası olmaktan çıkıp, masal dünyasına davet ederler müşterilerini. Noel Paris’te her yönden baştan çıkartıcıdır.

Notre Dame katedrali, haklı olarak Noel ışıklarından en çok nasibini alan yerlerden biridir. Onun önünde düzenlenen bir Noel partisinde, bu kutsal mekana yakışmayacak kadar sarhoş olduğumu hatırlıyorum. Bütün suç, ısınmak için içtiğim sıcak şarap ve onu banan sunan kızdaydı. O şarabın karanfilli kokusu hala burnumdadır.

Noel ışıklarına bürünen Eifell Kulesi’ni, Noel gecelerinde gökyüzüne doğru süzülen renkli bir rokete benzetirim hep. Noel haftasında Paris bir şenlik olur.

Ama Noel gecesinde tüm şenlik biter. Eğer gidecek bir yeriniz yoksa, tüm bu renkli kent size kalır. O gece herkes evine çekilir, sokaklar ıssızlaşır, sesler silinir gider. Işıl ışıl bir kentte yapayalnız kalıp hüzünlenirsiniz.

16c0a7f965610a82c195863b1bc7e77c

MADRİD’DE 12 ÜZÜM

Madrid, bir meydanlar şehridir. Bu kente ne zaman gitsem o meydanlardaki kalabalığı izlemeyi çok severim. Kendimi hep bir şenliğin ortasında bulurum. Bu kentte Noel şenliklerinin merkezi Puerta del Sol’dur. Sokak çalgıcıları, sihirbazlar, mim sanatçıları, dansçılar, aşıklar, berduşlar, turistler… Herkes oradadır. Meydanın etrafını çevreleyen kahve ve barlarda yer bulmak olanaksızdır. Müzik ve dans sokaklara taşar. Saat 24.00’ü vurduğu an, Noel adetini bilenler 12 tane üzüm yerler. Bu üzüm tanelerinin mutluluk, sağlık, aşk, para getireceğine inanırlar. Ben Noel günlerinde Puerta del Sol’da olmayı çok severim. Bu şenliğin bir parçası olmak, yaşamıma keyif katar. Hele geceyarısı kutsal üzümleri, bir İspanyol dilberinin elinden yiyebilirsem, o Noel gecesini hiç unutmam.

Şimdi, Avrupa kentlerinde olmanın tam zamanıdır. Işıl ışıl geceleri kaçırmamanızı öneririm.

PAYLAŞ